Çevremde birçok kişi aynı cümleyle söze başlıyor:
“Bir problemim yok gibi ama hiçbir şeye başlayamıyorum.”
Bu ifade çoğu zaman psikolojik bir etiketle açıklanmaya çalışılıyor. Oysa klinikte gördüğümüz tablo, her zaman bir duygu durumundan ibaret değil. Bazen mesele doğrudan bedenin verdiği fizyolojik bir yanıt.
İnsan bedeni, stresle başa çıkmak üzere tasarlanmış karmaşık bir Otonom sinir sistemi tarafından yönetilir. Bu sistem, biz farkında olmadan kalp atış hızımızdan sindirime, kas tonusundan enerji kullanımına kadar birçok hayati süreci düzenler. En temel görevlerinden biri ise şudur: Aşırı yüklenme durumunda bedeni korumak.
Son yıllarda daha sık konuşulan vagal sistem, bu koruyucu mekanizmanın önemli bir parçasıdır. Uzun süreli stres, sürekli sorumluluk alma, dinlenmeye izin vermeyen yaşam biçimleri sinir sistemini kronik alarm halinde tutar. Bu alarm hali uzadığında beden, performansı artırmak yerine tam tersini yapar: yavaşlar.
Bu yavaşlama çoğu zaman yanlış yorumlanır. Kişi kendini isteksiz, enerjisiz, motivasyonsuz hisseder ve bunu “tembellik” olarak adlandırır. Oysa tıbbi açıdan bakıldığında bu durum bir vazgeçiş değil; frenleme yanıtıdır. Sistem, daha fazla zorlanmanın bedene zarar vereceğini düşündüğü anda hızı düşürür.
Dikkat çekici olan şudur: Bu tablo en sık, en sorumluluk sahibi kişilerde görülür. Sürekli kontrol eden, planlayan, yük alan, “biraz daha dayanayım” diyen bedenler bir noktada bu sinyali verir. Zihin durmayı bilmezken, beden kendince denge kurmaya çalışır.
Peki bu durumda ne yapılmalı?
Çözüm, iradeyi zorlamak ya da kendini daha fazla disipline etmek değildir. Çözüm, sinir sisteminin fizyolojik dengesini yeniden kurmaktır. Bunun için karmaşık tekniklere gerek yok; doğru ve düzenli uyaranlar yeterlidir.
✅ Örneğin; nefes. Burada önemli olan derin nefes almak değil, nefesi uzun ve kontrollü vermektir. Burundan 4 saniye nefes alıp, 6 ila 8 saniyede yavaşça vermek vagal sistemi doğrudan uyarır ve bedene “güvendesin” mesajı gönderir. Günde birkaç kez uygulanması bile etkilidir.
✅ Hareket de benzer şekilde düzenleyicidir. Ancak burada uzun ve yorucu egzersizlerden çok, ritmik ve orta tempolu yürüyüşler öne çıkar. Yirmi–otuz dakikalık, dikkati dağıtmadan yapılan yürüyüşler kalp ritmini ve sinir sistemi tonusunu dengeler.
✅ Stresin bedende en çok tutulduğu alanlar olan boyun, çene ve omuz bölgesini gevşetmek de önemlidir. Farkında olmadan çeneyi sıkmak, omuzları yukarıda taşımak sinir sistemini sürekli alarmda tutar. Gün içinde birkaç dakikalık basit esneme hareketleri bile bu yükü azaltır.
✅ Bir diğer güçlü ama çoğu zaman ihmal edilen düzenleyici ise sabah gün ışığıdır. Sabah saatlerinde, kısa süreli de olsa gün ışığına çıkmak biyolojik saati senkronize eder ve sinir sisteminin ritmini düzenler. Özellikle uyku-uyanıklık döngüsü bozulan kişilerde bu etki çok nettir.
✅ Ve belki de en zor ama en gerekli adım: sürekli yük alma refleksini bilinçli olarak azaltmak. Her şeyi tek başına taşıma alışkanlığı, sinir sistemini alarmdan çıkarmaz. Her gün en az bir sorumluluğu devretmek ya da ertelemek, bedene “her şey benim omuzlarımda değil” mesajı verir. Bu, psikolojik bir telkin değil; fizyolojik bir ihtiyaçtır.
Tıpta şunu iyi biliriz:
İyileşme her zaman hızlanarak olmaz. Bazen doğru iyileşme, yavaşlayarak başlar.
Bu yüzden kendimize şu soruyu sormakta fayda var:
Gerçekten tembel miyiz, yoksa yıllardır aşırı yüklenen bir sinir sisteminin verdiği fizyolojik bir yanıtı mı yaşıyoruz?
Beden durduğunda, onu suçlamak yerine dinlemek; çoğu zaman tedavinin ilk ve en önemli adımıdır.
Dr. Deniz İsmiyeva
Toplumsal analizleri ve özgün bakış açısıyla ajansımızın vizyoner kalemlerinden biri.
Tüm Makaleleri Görüntüle