Bir devletin, hükümetin kamusal harcamaları ve hizmetleri finanse etmek için birinci gelir kaynağı…
Vergilerdir.
Vergi toplamak ve yeni vergiler salmak bir “hükümranlık alametidir”.
2026 bütçesinde – meclisten geçti- gerçekleştirilen çalışmalara göre; 2026 yılında saniyede 495 bin 658 TL vergi ödeyecekmişiz. Toplamda vatandaşın cebinden çıkacak meblağ 15 Trilyon 631 Milyar TL olacakmış.
Ödeyeceğimiz bu toplam vergilerin 8.5 trilyonu yalnızca ÖTV ve KDV vergilerinden teşkil olacakmış.
Gelir vergisinin payı 3.5 trilyon olurken, kurumlar vergisinin payı ise 1.7 trilyon olacakmış.
Geriye kalan vergi ve harçların toplamı da 2 trilyon TL olacakmış. Bu bağlamda, bu büyük rakamlara rağmen bu vergi tahsisleri bütçe harcamalarına yetmeyecek, 2026 yılı için bütçe açığının 2.7 trilyon olması öngörülmekteymiş. Yine faiz ödemelerinin de 2.7 trilyon olması bekleniyormuş.
Baktığınız zaman muazzam bir gelir kaleminden bahsetmek gerekiyor. Ama her nedense, diğer bir mevzu olan çalışanlara ve vatandaşlara ödeme yapılmaya geldiğinde, havuzun muslukları gıdım gıdım akmakta. Öte yandan toplanan vergilerin ne kadar “rasyonel olarak” harcandığı da bir muamma. Çünkü bu toplanan, özellikle yekûnu oluşturan gelir ve kurumlar vergisinin, hazinede bir gelir kalemi oluyor, nerelere hangi saiklerle harcandığı daha önemli bir mesele.
Bu bağlamda, baktığımız zaman… Emekçilerin olsun… Emeklilerin olsun, yaşamını çalışarak idame edenlerin olsun… Medya önünde mizansen toplantılar yaparak, çektikleri sıkıntılarının, boş tencereler göstererek, taş kaynatarak, efendim günün anlamına uygun gösterilerle karşılık bulmalarını beklemeleri, sadece bir “beklentiden” öteye geçemez.
Bu yüzden emeklinin de emekçinin de daha farklı şeyler yapmaları elzemdir. Hani hep söyleniyor ya, örgütlenin veya sivil toplum kuruluşlarının içinde yer alın diye… İşte bunun için. Barışçıl ve etkin gösteriler ancak bu şekilde yer bulur, yankılanması gereken yerlerde.