Türkiye gibi ülkelerde insanlar hayatlarının monoton geçtiğinden ötürü şikâyet etmezler. Gün geçmiyor ki lafı en çok bizim ülkemizde sarf edilir. Çünkü normal ülkelerde olan dinginlik veya rutine bağlanan bir gündemimiz yok. Bakıyorsunuz, toplum ve siyaset kurumu arasında kopukluk epeyce artmış vaziyette.
Eğer böyle olmasa… Ne söylenen sözlerde ne de icra edilen politikalarda bir iğretilik olur. Türkiye’de taban ve tavan birbirlerinden öyle bir ayrışmış ki… Tok açın hâlinden anlamaz durumu, gittikçe ivme kazanmakta ve gelir dağılımı iyice bozulmakta.
Yeni bir seneye giriyoruz… Yeni umutlar… Yeni beklentiler ve başlangıçlar… Mesela… Emekçiler ve işçiler… Dört gözle asgari ücretin belirlenmesini beklediler. Ama ne yazık ki hep beklentiler yurttaşlarımızın kursaklarında kalıyor. Bir türlü yüksek enflasyon ortamında emekçilerimizin beklentileri karşılanamıyor.
En son belirlenen asgari ücret…
Küsuratlarını görmezden gelirsek… 28.000 TL.
Tabii ki milyonlarca emekçinin hayallerini suya düşürdü bu belirlenen ücret. Hani derler ya, dağ fare doğurdu, işte böyle bir şey… Şapkadan tavşan çıkmadı. İşte ülkemizde insanların, sade insanların sıkıntıları böyle siyaset kurumu içinde, esaslı bir biçimde değer görmeyince…
Memleketimizde belirttiğim gibi… Sorunlar teker teker bir hâl yoluna sokulmuyor. Bazı hususlar “soyuttur” ama yaşam içindeki somut hususlarda anahtar gibidir, kapıları açar.
Dilimize pelesenk olan çoğulcu ve katılımcı demokrasi kültürüyle hukuk devletinin ehemmiyeti işte böyle, ekonomik ve sosyal yaşamlarımızda ön plana çıkmakta.
Bakalım beklentiler…
Ve hayallerimiz…
2026 yılında tezahür edebilecek mi?
Bunun cevabı, yine zaman.