Prof. Dr. Mehmet Çavaş
Editoryal
13 Nisan 2026

KITALARIN KAVŞAĞINDAKİ GÜÇ MÜCADELESİ!

Yazar Prof. Dr. Mehmet Çavaş
Tüm Arşivi Gör

Tarih boyunca Ortadoğu, stratejik, jeopolitik ve ticaret yolları açısından dünyanın önemli merkezlerinden biri olmuştur. Ortadoğu; Asya, Avrupa ve Afrika kıtalarının kesişme noktasında yer almakta ve küresel ticaret yolları ile enerji hatlarının düğüm noktasını oluşturmaktadır. Dünyada petrol ve doğalgaz rezervlerinin önemli bir kısmına sahip olması, bölgeyi hem küresel enerji güvenliği hem de enerji arzı açısından önemli kılmaktadır. Özellikle Hürmüz Boğazı, Süveyş Kanalı ve Babülmendep Boğazı, dünya deniz ticareti ve enerji sevkiyatı açısından stratejik bir öneme sahiptir. Bu yüzden bölgedeki olası bir kriz, sadece bölge ülkelerini değil aynı zamanda küresel ekonomiyi, tedarik zincirlerini ve askeri dengeleri doğrudan etkilemektedir. Bundan dolayı Ortadoğu, sadece yerel güçlerin mücadele alanı değil, aynı zamanda küresel aktörlerin rekabet ettiği ve kontrol etmeye çalıştığı bir bölgedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde ABD, İsrail ve İran arasında başlayan çatışmalar, Ortadoğu’yu bir kez daha dünyanın kırılma hattına dönüştürmüştür. Bu durum sadece bölgede başlayan bir savaş değil, aynı zamanda güç dengelerinin, enerji güvenliğinin ve küresel düzenin yeniden şekillendiği tarihsel bir dönüm noktasıdır. Sorunun merkezinde İran’ın nükleer programı olsa da temel amaçlardan biri, İsrail’in güvenliğinin sağlanması ve İsrail’in Gazze’den sonra Lübnan’dan da toprak alarak sınırlarını genişleterek adım adım Arz-ı Mevud hedefine ulaşma isteğidir. Diğer önemli bir amaç ise ABD’nin Venezuela’da olduğu gibi İran’ın enerji kaynaklarına el koyarak Çin’i çevrelemek ve bölgedeki gücünü artırarak bölgeyi kontrol altında tutmaya çalışmasıdır. Fakat bu durum başta Rusya ve Çin olmak üzere birçok ülkede rahatsızlık ve endişeye neden olmuş ve ABD’nin çağrılarına rağmen ne NATO ne de ABD müttefikleri sürece dâhil olmamıştır. Çatışmaların başlaması ile birlikte Hürmüz Boğazının gemi geçişlerine kapatılması, hem bölgede hem de küresel çapta başta petrol fiyatları olmak üzere gıdadan sanayi üretimine kadar her alanı olumsuz etkilemiştir. Bu durum özellikle enerji ithalatçısı ülkeler için ciddi bir ekonomik baskı oluşturarak krizlere neden olmuştur. Savaşın şekline ve mücadele biçimine bakıldığında, cephe hatlarının belirgin olduğu, tankların ve askerî birliklerin karşı karşıya geldiği geleneksel bir savaş olmadığı ve tam aksine sistemler arası çok katmanlı bir mücadele ile savaşın yürütüldüğü görülmektedir. Sahada görünen askeri hamlelerin ötesinde, hibrit savaş unsurlarının devrede olduğu, vekil güçlerin çatışmalara dâhil edildiği, insansız hava araçları ve füzelerin kullanıldığı farklı teknolojilerin etkin bir şekilde kullanılarak masa başında yürütülen bir savaş olmuştur. Bununla birlikte enerji savaşı, petrol ve doğalgaz arzı üzerinden yürütülen mücadele, küresel piyasaları etkilemiş ve Hürmüz Boğazı stratejik baskı aracı olarak kullanılmıştır. Finansal yaptırımlar ise en az askeri müdahaleler kadar etkili olmuş, ülkelerin bankacılık sistemleri, para birimleri ve dış ticaret kapasiteleri hedef alınmıştır. Siber operasyonlar ile altyapılar, enerji şebekeleri ve iletişim ağları tehdit edilerek adeta bir dijital cephe oluşturulmuştur. Tedarik zincirindeki kırılmalar savaşın etkilerini küresel boyuta taşımıştır. Dolayısıyla bölgede yaşananlar sadece silahlı bir çatışma değil, aynı zamanda enerji, finans, teknoloji ve lojistik ağların da hedef alındığı kapsamlı bir güç mücadelesine dönüşmüştür. ABD ve İsrail’in İran’ın sadece askeri hedeflerini değil aynı zamanda sivil hedefleri ve altyapıyı hedef alması, insani dramı arttırmış ve uluslararası hukuk ile savaş hukuku hiçe sayılmıştır. Çin ve Rusya gibi aktörler, ABD’nin Ortadoğu’ya yoğunlaşmasını stratejik bir fırsat olarak değerlendirmiş ve bir taraftan İran’a destek verirken, diğer taraftan da Asya-Pasifik’teki güç mücadelesinde önemli bir avantaj elde etmişlerdir. Peki, bundan sonra ne olacak? Bu sorunun cevabı küresel dengeler açısından kritik öneme sahiptir. Bugüne kadarki süreç değerlendirildiğinde İran’ın hiçte düşünüldüğü gibi kolay bir lokma olmadığı ve İran halkının ülkesini savunmak için yerli ve milli bir ruha sahip olduğu görülmüştür. ABD’nin stratejik bir hata yaptığı ve Ortadoğu’da bir bataklığa sürüklendiği fakat bu bataklıktan kurtulmasının çok zor olduğu görülmektedir. Bundan sonraki süreç için ise üç olasılık öne çıkmaktadır. Birinci olasılık; Tarafların doğrudan savaştan kaçındıkları fakat düşük yoğunluklu çatışmalara devam ederek savaşı sürdürmeleri olarak görülmektedir. İkinci olasılık; savaşın bölgesel boyut kazanmasıdır ki bu tam bir felaket olur ve başta enerji arzı olmak üzere küresel ekonomik resesyon riskini artırarak olası bir dünya savaşını tetikleyebilir. Üçüncü olasılık; ateşkesin sürmesi ve diplomatik girişimlerin devam etmesidir ki bu durumda taraflar doğrudan veya dolaylı müzakereler ile görüşmeleri sürdürmeleridir. Burada özellikle İsrail’in boş hayali olan Arz-ı Mevud sevdasından vaz geçmesi ve zapturapt altına alınması önemlidir. Dolayısıyla ABD-İsrail-İran hattındaki gerilim, bölgesel bir kriz olarak değil, küresel bir kriz olarak değerlendirilmeli ve küresel düzenin hangi yöne doğru evrileceği ile ilgili bir dönüm noktası olacağı bilinmelidir. Eğer diplomasi galip gelmez ise o zaman dünya ekonomisi ve uluslararası güvenlik türbülansa girecek ve herkes ağır bedeller ödeyecektir. Bu durum şu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır ki Ortadoğu’da atılan her adım, sadece bölgeyi değil, aynı zamanda küresel sistemi etkilemektedir…

Prof. Dr. Mehmet Çavaş

Toplumsal analizleri ve özgün bakış açısıyla ajansımızın vizyoner kalemlerinden biri.

Tüm Makaleleri Görüntüle