Bazen bir yıl, takvimdeki bir rakamdan ibaret değildir.
Bazen bir yıl, kalbinizden geçen her soruyu sorgulatan, sessiz bir öğretmendir. 2025, Türkiye için öyle bir yıldı.
Yıl boyunca yaşanan acılar, sadece gözle görülmez; yürekte hissedilir. 2025’te bunun en çıplak hâli, Gazze’deydi.
Çocukların susturulamayan çığlıkları, sokakları boşaltan dumanlar, yıkılmış evler… Her biri, bir toplumun vicdanını test eden canlı bir aynaydı.
Türkiye, 2025 boyunca Gazze’nin yanında durdu.
Sadece sözle değil, fiilen de… Türkiye, vicdan ve diplomasi gücüyle büyük bir taraf oldu.
Sumud Filosu bir semboldü, bir duruştu; ama onun ötesinde, mazlumla empati kurmanın tarihî bir sorumluluk olduğunu gösterdi.
Gazze’ye bakarken, aynı zamanda kendi içimizi de sınadık: “Biz ne kadar tarafız? Ne kadar müdahiliz?”
Bu soru, kolay cevap verilebilecek bir soru değildi. Ama Türkiye, kolay olanı seçmedi.
Bu nedenle eleştirildi.
Ama durduğu yer, doğru taraftı. Kendi topraklarımızda da sınav vardı.
Ormanlar yanarken, bazı gözler yalnızca ekranlara bakıyordu.
Bazıları, yangına su taşıyan karıncayken, diğer taraf müdahale edenleri eleştirdi. “Şurada eksik, burada yanlış” diye dillerini yordu.
Oysa yangına müdahale edenler, sadece ağaçları değil, bir milletin güvenliğini, hazırlığını ve refleksini koruyordu. İtfaiyeciler, askerler, gönüllüler… Her biri, kişisel konforunu bir kenara bırakıp, milli ve vicdani sorumluluğu taşıyan karıncalar gibi
çalıştı.
Eleştirenler neyi görmedi?
Onlar, cesur müdahalenin ve hazırlığın ne kadar hayati olduğunu göremedi. Yerli ve millî teknoloji, savunma sanayiindeki her parça, her test…
Bunlar birer başarı hikâyesi; özgüven ve irade ilanıdır. Eleştiriler geldi elbette.
Yerli parçaya takılanlar, bazı savunma projelerini küçümseyenler…
Ama unutulmamalıdır ki, gerçek güç, kendi iradenle alınan kararlarda gizlidir. Kritik olanı yerlileştiriyor, stratejik olanı millileştiriyor ve tüm resme hâkim olacak akılcı bir iradeyle ilerliyor.
Millilik, bazen bir vidanın nerede üretildiğinden önce, o üretime hangi ruhun eşlik ettiğine bakarak anlaşılır. Tasarımı yapan sensen, yazılımı geliştiren sensen, teknolojinin rotasını çizen sensen; o proje zaten bu milletin evladıdır.
Ve elbette yılın en çok tartışılan konusu:
Yolsuzluk iddiaları ve muhalif liderin tutuklanması… Bu süreç, hukukun üstünlüğünü hatırlattı.
Muhalefet dokunulmaz değildir.
İddia varsa, soruşturma kaçınılmazdır.
Bunu, iktidarın keyfi bir kararı olarak bakmamak gerekir; devletin kendini ciddiye almasıdır. Daha önce de ifade ettiğim gibi:
Devlet insan içindir; insan ise Allah’ın emanetidir.
Emanete ihanet edenin, milletin sofrasından çaldığı her lokma, önce kendi evine zulüm olur; kendi soyuna, kendi geleceğine yük olur.
Sokağı galeyana getirmek kolaydır.
Ama zor olan, hukukun işlediğini göstermek, topluma güveni korumaktır.
2025, bu gerçeği gösterdi:
Devlet, gerekirse yalnız kalır, ama doğruluktan sapmaz.
Bu yıl, terörle mücadelede de kararlılığın ne demek olduğunu öğretti. Bazıları bunu küçümsedi; bazıları anlamadı.
Oysa terörün sadece silahla bastırılmadığı, toplumun bilinç ve direnci ile önlendiği görüldü.
Türkiye, sabırla ve stratejiyle ilerledi. Türkiye’nin mücadelesi zorlu ve karmaşıktır; yolu meşakkatli fakat amacı nettir: terörsüz bir vatan ve güvenli bir gelecek.
Sahadaki mücadele, devletin kurumlarının koordinasyonu ve milletin fedakâr evlatlarının özverisiyle yürütülmektedir.
İmralı’daki terörist başıyla görüşme teklifi, devletin akılcı, planlı ve stratejik yönetim anlayışının bir yansımasıydı.
Şehitlerimizin hatırası, milletimizin gücü ve devletimizin iradesi birleştiği sürece Türkiye, her türlü tehdide karşı dimdik duracaktır.
Vatan sağ olsun. Şehitlerimiz şerefli, milletimiz vakurlu, devletimiz yüce olsun.
Onları unuttuğunu sananlar büyük bir yanılgının izindedir. Çünkü şehitler, yalnızca mezar taşlarında yazılı isimlerden ibaret değildir; onlar bu toprakların her karışında, her nefeste, her duada yaşamaktadır.
Her bir şehit, şerefli şehadet ağacının dallarından biridir; gölgesi vatan, meyvesi ise milletin bağımsızlığıdır.
İmralı teklifi teslimiyet olarak okunamaz. Tam tersine, çatışmaların önlenmesi, sivillerin korunması ve uzun vadeli güvenliğin sağlanması amacını taşır.
Sayın Bahçeli’nin rolü, devletin çıkarlarını gözeten, milletin güvenliğini öncelikli tutan ve stratejik riskleri hesaplayarak cesur adımlar atan bir liderin örneğidir.
Bu yıl bunu anladılar mı peki? Vatanseverler anladı, ama bazı kişiler, bilerek veya bilmeyerek, bu stratejik süreçleri yanlış yorumlayarak olumsuz algı yarattı.
Bazıları dini küçümsemekten çekinmedi. Kimmiş onlar?
Dini inancı aşağılayanlar, her fırsatta değerleri hor görenler…
Bu ülke, imanını sessizce taşıyanların omzunda ayakta kaldı.
Hz. Ebubekir’in sıddıkiyeti, sözde değil, özde durmayı bize hatırlattı. Zaman zaman da ülkeyi dil tartışması sardı.
Bugün kim Türkçe’ye düşmanlık ediyorsa, aslında Türkçe’ye değil, birliğe düşmanlık ediyor.
Kim Kürtçe’ye tahammül edemiyorsa, o da kardeşliğe düşmanlık ediyor. Kalplerimizi temiz tutarsak, hiçbir kelime fitneye dönüşmez.
Bu yıl bu sınavı başarıyla tamamladık.
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da sık sık vurguladı: Türk, Kürt ve Arap halkları tarih boyunca birlikte yürümüş, zaferler kazanmış ve coğrafyanın huzurunu, barışını birlikte sağlamıştır.
Türk dünyasında ise güzel gelişmeler yaşandı.
Türk devletleri ortak dil konusunda olumlu adımlar attı.
TDT üyeleri arasında Ekim 2025’te Azerbaycan’ın Gebele’sinde “Bölgesel Barış ve Güvenlik” temalı 12. Zirve düzenlendi ve kültürel- ekonomik adımlar atıldı.
Dış politikada ise oyunlar vardı.
“Orada ne işimiz var?” diyenler, “Garantör nerede?” diye soranlar… Ama tarih ve sorumluluk, sadece sınır çizgileriyle ölçülmez.
Türkiye, yükümlülüklerini bilen, mazlumların yanında duran bir ülke olarak durdu.
Türkiye’nin bölgesel adımları her zaman eleştirilerin odağında olmuştur: “Ne işiniz var Suriye’de, Libya’da, Afrika’da?” gibi sorular, Türkiye herhangi bir dış politika hamlesi gerçekleştirdiğinde gündeme gelir.
Bu eleştiriler çoğu zaman sürecin karmaşıklığını ve sahadaki riskleri görmezden gelerek, kolay ve yüzeysel yorum üretir.
Oysa Türkiye’nin bölgesel müdahaleleri sadece sınır güvenliği ile ilgili değildir; terör örgütlerinin kökünü kazımak, sivilleri korumak ve bölgesel istikrarı sağlamak gibi stratejik hedefler taşır.
Gazze’ye bakıp sessiz kalmadı.
Suriye’ye bakıp sadece harita görmedi. Libya’ya bakıp çıkar hesabı yapmadı.
Çünkü bu coğrafya emanettir; sadece kazanılacak bir avantaj olarak bakmamak gerekir.
2025 bize şunu öğretti:
Herkes kendi çıkarını savunabilir,
ama devlet doğru tarafta olmaktan güç alır. Herkes susabilir,
ama devlet gerçeğin peşinde yalnız kalmayı göze alır. Bazıları için 2025 bir takvim yaprağıydı.
Ama Türkiye için hafızaya kazınan bir yıl oldu.
Gelecek yılın devletimize, milletimize ve ümmetimize hayırlı olmasını diliyorum.