Şahane Agahoğlu
Editoryal
8 Ocak 2026

Gergin Bir Hat: İran–İsrail ve Ortadoğu Gerçeği

Yazar Şahane Agahoğlu
Tüm Arşivi Gör

Ortadoğu’da İran ile İsrail arasındaki ilişki bugün çoğu zaman “ezelî düşmanlık” başlığıyla okunuyor. Oysa tarih, bu anlatının büyük ölçüde sonradan inşa edilmiş bir söylem olduğunu gösteriyor. Gerçek tablo, ideallerden çok çıkarların, sloganlardan çok jeopolitiğin belirlediği bir ilişkiye işaret ediyor. Bazı kaynaklara göre, İran’da nükleer enerji altyapısının temellerinin atıldığı ilk dönemde İsrail teknik ve istihbarî düzeyde sürecin içindeydi. Bu, o dönem için şaşırtıcı değildi. Şah dönemi İran’ı, İsrail’i Arap dünyasına karşı örtük bir denge unsuru olarak görüyordu. Yani mesele ne dostluktu ne de ortak değerler; mesele, bölgesel yalnızlığı azaltma hesabıydı. 1962’de Kazvin’de meydana gelen yıkıcı depremde ilk uluslararası yardıma gelen ülkelerden biri İsrail oldu. Bu yalnızca insani bir refleks değil, iki ülke arasındaki sıcak ilişkilerin sahaya yansımasıydı. 1966’daki Altı Gün Savaşı sonrasında Arap devletleri İsrail’e petrol ambargosu uygularken, İsrail’e petrol ihraç eden tek ülke İran’dı. Bugün sıkça tekrarlanan “ezelî düşmanlık” söyleminin ne kadar yeni olduğu bu örnekle dahi açıkça görülür. 1970’li yıllara gelindiğinde tablo daha da netleşti. İsrail’in İran’a yaptığı silah ihracatı 100 milyon doların üzerindeydi. 1973 Yom Kippur Savaşı sırasında İran’ın İsrail’e 25 adet Phantom savaşuçağı verdiği biliniyor. Dahası, Tahran Havalimanı’nda İsrailli askerî personelin gizli ve hızlı giriş- çıkışı için özel bir terminal oluşturulmuştu.Sonralar Bunu her iki ulke inkar etmiştir Bu, artık sıradan bir diplomatik yakınlık değil, örtülü ama derin bir stratejik ortaklık anlamına geliyordu. 1979 İran İslam Devrimi bu hattı kökten kopardı. Bu yalnızca bir rejim değişikliği değil, jeopolitik yönelim kırılmasıydı. İsrailli diplomatlar ülkeden çıkarıldı, İsrail temsilciliği binasına Filistin bayrağı asıldı ve bina Filistin Kurtuluş Ofisi’ne dönüştürüldü. İran, Filistin meselesini dış politikasının merkezine alarak İsrail karşıtlığını ideolojik bir kimliğe dönüştürdü. Ancak ortaya çıkan tablo, taraflardan birine ahlaki üstünlük atfetmeyi imkânsız kılıyor. İsrail’in güvenlik gerekçesiyle meşrulaştırmaya çalıştığı işgalci politikalar, Filistin meselesini çözümsüzlüğe mahkûm ederken bölgeyi kalıcı bir kriz alanına dönüştürdü. Yerleşim siyaseti, abluka, orantısız güç kullanımı ve uluslararası hukukun sürekli esnetilmesi, “savunma” söylemiyle örtüşmeyen yapısal bir işgal düzeni yarattı. Denklemin diğer tarafı da masum değil. İran’ın mezhepsel söylemleri, Müslüman dünyanın birlik ihtiyacı konuşulurken sahada ayrıştırıcı bir siyaset üretti. Özellikle Irak ve Suriye politikaları, mezhep merkezli nüfuz alanlarının nasıl kalıcı fay hatlarına dönüştüğünü açıkça gösterdi. İran, söylem düzeyinde “ümmet”, “direniş” ve “kardeşlik” vurgusu yaparken, pratikte bu dili çoğu zaman stratejik çıkarlarına feda etti. Bazı ülkeler yalnız bırakıldı, Kardeşlik söylemi, sahada kontrollü gerilimlere dönüştü. Buna rağmen İran’ı topyekûn mahkûm eden bir dil de doğru değildir. İran kadim bir medeniyettir. Devlet geleneği, tarihsel hafızası ve toplumsal dokusuyla sıradan bir aktör değildir. Dahası, İran’da yaşayan milyonlarca Türk ve Müslüman kardeşimiz, bu ülkenin istikrarını bizim için yalnızca jeopolitik değil, insani ve tarihî bir mesele hâline getirmektedir. Bu nedenle İran’ın güvenliği önemlidir; hiçbir şekilde bu coğrafyada huzurun bozulmasını istemeyiz. Çünkü istikrarsızlığın bedelini önce halklar öder. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir: İran medeniyeti uzaktan konuşularak anlaşılmaz . İran’a gitmeden, sokaklarını dolaşmadan, insanını tanımadan yapılan değerlendirmeler eksik ve önyargılıdır. Eleştiri bilgiyle yapılır; mesafe, sloganla değil hakikatle kurulur. Bugün Ortadoğu’nun temel açmazı şudur: İsrail gücü hukukun önüne, İran ise ideolojiyi ahlakın önüne koymaktadır. Sonuçta kazanan ne güvenlik oluyor ne de adalet. Kaybeden, sürekli ertelenen barış ve yalnız bırakılan halklar oluyor. Ne işgal kalıcı çözüm getirir, ne de sloganlarla yürütülen direniş gerçek kurtuluş üretir. Ortadoğu’nun ihtiyacı olan şey taraftutmak değil; hafızayı diri tutan, çifte standardı reddeden ve gücü de ideolojiyi de sorgulayan bir akıldır. Çünkü sorun, devletlerin çıkarlarını ahlakın, ideolojiyi de hakikatin önüne koymasıdır. Dün gizli ortak olanların bugün birbirini “şeytan” ilan etmesi, bu coğrafyanın en tanıdık refleksidir. Ne İsrail masumdur, ne İran mazlumdur. Mazlum olan, hafızası silinen ve gerçekleri sloganlara kurban edilen coğrafyadır

Şahane Agahoğlu

Gazeteci - Medyabir Haber Ajansı Azerbaycan Temsilcisi

Tüm Makaleleri Görüntüle