Son Yazımıza Gelen Eleştiriler Üzerine
Son yazımızın ardından gelen eleştiriler, aslında Türkiye’de ihracatı nasıl ve hangi zeminde tartıştığımızı bir kez daha açık biçimde ortaya koydu. Yapılan itirazların büyük bölümü, yazının içeriğinden çok başlık üzerinden yapılan hızlı ve yüzeysel okumalara dayanıyordu. Oysa ne ihracat rakamlarını inkâr eden bir yaklaşım söz konusuydu ne de ihracatçının emeğini küçümseyen bir bakış açısı… Asıl mesele, Türkiye’nin ihracat yapısının ne kadar sağlıklı olduğu sorusuydu.
Biz “Türkiye ihracat yapmıyor” demedik. Aksine, ihracat yapan ancak bu ihracatı büyük ölçüde ithalata bağımlı şekilde gerçekleştiren bir ekonomik yapıdan söz ettik. Bu kritik ayrımı görmezden gelerek yapılan her eleştiri, sorunu tartışmak yerine üzerini örtmeye hizmet eder.
Bugün sahada üretim yapan herkes çok iyi biliyor ki; alınan bir ihracat siparişi çoğu zaman yeni bir döviz ihtiyacını da beraberinde getiriyor. Çünkü üretimde kullanılan ara mallarının önemli bir bölümü ithal. Kur yükseldiğinde ihracat artıyor gibi görünse de, aynı anda maliyetler de yükseliyor. Bu nedenle kâğıt üzerinde büyüyen ihracat rakamları, sanıldığı kadar güçlü ve kalıcı bir refah üretmiyor.
Eleştirilerde sıkça dile getirilen “rakamlar ortada” yaklaşımı da tam bu noktada eksik kalıyor. Evet, rakamlar önemlidir. Ancak hangi ihracatın ne kadar yerli katma değer içerdiğini konuşmadan, yalnızca toplam tutara bakarak sağlıklı bir değerlendirme yapmak mümkün değildir. İhracat artarken cari açığın kapanmaması, döviz baskısının devam etmesi ve finansman ihtiyacının azalmak yerine büyümesi bu yapısal sorunun doğal sonucudur.
Gerçekçi olmak karamsarlık değildir. Aksine, kalıcı çözümlerin ön koşuludur. Türkiye’nin potansiyelini inkâr etmeden, mevcut yapının sınırlarını doğru biçimde tanımlamak zorundayız. Yerli ara malı üretimi güçlenmeden, teknoloji ve Ar-Ge ihracatın merkezine yerleşmeden, ihracatı yalnızca miktar artışı üzerinden başarı olarak görmek yanıltıcıdır.
Son yazımıza gelen eleştiriler bize şunu gösterdi: Türkiye’de hâlâ ihracatı konuşuyoruz; ancak ihracatçı ekonomi olmanın ne anlama geldiğini yeterince tartışmıyoruz. Oysa doğru sorular sorulmadan, doğru cevaplara ulaşmak mümkün değildir.
Bu yazının amacı polemik yaratmak değil; gerçeği daha sağlam ve sağlıklı bir zeminde konuşabilmektir. Çünkü ekonomi sloganlarla değil; yapıyla, üretimle ve sahadaki gerçeklerle ilerler.