DAR GELİRLİLER İLE YÜKSEK GELİRLİLER İÇİN ENFLASYON ALGISI
Enflasyon, teknik olarak fiyatlar genel düzeyindeki artışı ifade eder. Ancak sokakta, pazarda, mutfakta ve kira kontratında karşılığı olan enflasyon, istatistik kitaplarının soğuk tanımlarını çoktan aşmış durumdadır. Dahası, enflasyonun toplum üzerindeki etkisi tek tip değildir. Aynı ülkede, aynı dönemde açıklanan aynı enflasyon oranı; dar gelirli bir hane ile yüksek gelirli bir birey için bambaşka anlamlar taşır. Bu nedenle “enflasyon algısı” kavramı, artık ekonomik tartışmaların merkezinde yer almaktadır.
Bugün Türkiye’de enflasyon yalnızca fiyatların artışı değil; gelir dağılımı, sosyal adalet ve yaşam kalitesi tartışmalarının da ana eksenini oluşturmaktadır. Dar gelirli ile yüksek gelirli kesimler arasındaki enflasyon algı farkı, ekonomik göstergelerle sınırlı olmayıp toplumsal psikolojiye de derin biçimde yansımaktadır.
Aynı Enflasyon, Farklı Sepetler
Enflasyon algısındaki temel ayrışma, harcama kalıplarından kaynaklanmaktadır. Dar gelirli hanelerin bütçesinde gıda, kira, enerji ve ulaşım gibi zorunlu harcamalar belirleyici ağırlığa sahiptir. Bu kalemlerdeki fiyat artışları, dar gelirli kesim için “ertelenebilir” değil, “kaçınılmaz” niteliktedir.
Yüksek gelirli bireylerin harcama sepetinde ise eğitim, özel sağlık, seyahat, kültür-sanat, teknoloji ve tasarrufa ayrılan pay daha yüksektir. Bu gruplar, fiyat artışlarına karşı ikame imkânına sahiptir; pahalı bir ürünü almamak, tatili ertelemek ya da farklı bir markaya yönelmek mümkündür. Dar gelirli içinse ekmek, süt, doğalgaz ve kira ikame edilemez.
Bu nedenle resmi enflasyon oranları açıklansa dahi, dar gelirli kesim kendi yaşadığı enflasyonu çok daha yüksek hisseder. Çünkü günlük hayatını belirleyen kalemlerdeki fiyat artışları, ortalama enflasyonun üzerindedir.
Gelirin Seviyesi Değil, Gelirin Esnekliği
Enflasyon algısını belirleyen yalnızca gelir düzeyi değil, gelirin esnekliğidir. Dar gelirli bireylerin büyük bölümü sabit ve sınırlı gelirle yaşamaktadır. Asgari ücret, emekli maaşı ya da sosyal transferlere dayalı gelir yapısı, fiyat artışları karşısında hızla aşınmaktadır.
Yüksek gelirli kesimler ise gelirlerini çeşitlendirme imkânına sahiptir. Ücret gelirine ek olarak kira, faiz, temettü veya finansal kazançlar elde edebilen bireyler, enflasyon karşısında daha korunaklı bir konumdadır. Enflasyonun yarattığı kayıp, bu kesimler için telafi edilebilirken, dar gelirli için kalıcı bir refah kaybına dönüşmektedir.
Bu durum, enflasyonu yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sınıfsal bir olgu haline getirmektedir.
Enflasyon ve Psikolojik Eşikler
Dar gelirli kesimde enflasyon algısı çoğu zaman “geçinememe” duygusuyla özdeşleşir. Market alışverişinden sonra poşetlerin doluluk oranı azalırken ödenen tutarın artması, algıyı doğrudan şekillendirir. Bu durum, yalnızca maddi değil, psikolojik bir baskı da yaratır.
Yüksek gelirli bireyler için enflasyon daha çok “alışkanlıkların bozulması” anlamına gelir. Daha pahalı restoranlar, artan okul ücretleri ya da yükselen tatil maliyetleri rahatsız edici olabilir; ancak bu rahatsızlık, temel ihtiyaçlara erişim krizine dönüşmez.
Bu nedenle dar gelirli kesimde enflasyon algısı, geleceğe dair umutsuzluğu ve güvensizliği artırırken; yüksek gelirli kesimde daha çok konfor kaybı hissi yaratmaktadır.
Zaman Algısı: Bugünü Kurtarmak mı, Geleceği Planlamak mı?
Enflasyon algısındaki bir diğer kritik ayrım, zaman perspektifinde ortaya çıkar. Dar gelirli haneler için enflasyon, “bugünü kurtarma” mücadelesidir. Ay sonunu getirme, faturaları ödeme ve temel gıdayı temin etme önceliği, uzun vadeli planlamayı neredeyse imkânsız hale getirir.
Yüksek gelirli bireyler ise enflasyonu daha çok bir yatırım ve tasarruf sorunu olarak ele alır. Reel getiri, portföy dağılımı ve varlıkların korunması gibi konular ön plana çıkar. Bu kesimler için enflasyon, yönetilmesi gereken bir risk unsurudur; dar gelirli içinse kaçınılması mümkün olmayan bir gerçekliktir.
Sosyal Adalet ve Algı Erozyonu
Dar gelirli kesimde enflasyon algısı zamanla sosyal adalet algısının da aşınmasına yol açmaktadır. Fiyatlar hızla yükselirken gelir artışlarının geride kalması, “adil paylaşım” duygusunu zayıflatır. Bu durum, yalnızca ekonomik memnuniyetsizlik değil, toplumsal huzursuzluk riskini de beraberinde getirir.
Yüksek gelirli kesimler ise çoğu zaman enflasyonu makroekonomik bir sorun olarak görür; kişisel yaşam standardı büyük ölçüde korunabildiği sürece sistemsel eleştiriler sınırlı kalır. Böylece toplumda enflasyona dair ortak bir algı zemini oluşmaz; herkes kendi yaşadığı gerçeklik üzerinden konuşur.
Resmi Rakamlar ile Hissedilen Enflasyon Arasındaki Uçurum
Dar gelirli ile yüksek gelirli kesimler arasındaki enflasyon algı farkı, “hissedilen enflasyon” kavramını daha da görünür kılmaktadır. Resmi enflasyon oranları, ortalama bir tüketim sepetine dayanırken; dar gelirli için bu sepet gerçeği yansıtmaz.
Bu uçurum derinleştikçe, istatistiklere olan güven de zedelenir. Dar gelirli kesim, açıklanan oranlarla kendi yaşadığı hayat arasında bağ kuramadığında, ekonomik politikaların meşruiyeti de sorgulanır hale gelir.
Enflasyon Algısını Yönetmek Mümkün mü?
Enflasyon algısındaki bu ayrışmayı azaltmak, yalnızca fiyat artışlarını sınırlamakla mümkün değildir. Gelir politikaları, sosyal destek mekanizmaları ve vergi adaleti bu sürecin ayrılmaz parçalarıdır. Özellikle dar gelirli kesimler için gıda, konut ve enerji gibi temel harcama kalemlerinde koruyucu politikalar, algı ile gerçeklik arasındaki farkı azaltabilir.
Yüksek gelirli kesimler için ise enflasyonun yarattığı belirsizliği azaltacak öngörülebilir politikalar önem taşımaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki, toplumun geniş kesimleri için enflasyon kontrol altına alınmadıkça, ekonomik istikrar yalnızca kâğıt üzerinde kalacaktır.
Sonuç: Enflasyon Bir Oran Değil, Bir Deneyimdir
Dar gelirli ve yüksek gelirli kesimler için enflasyon aynı oranla ölçülse de aynı şekilde yaşanmaz. Dar gelirli için enflasyon, sofradaki eksilme ve gelecek kaygısıdır. Yüksek gelirli için ise maliyet artışı ve konfor daralmasıdır. Bu fark, enflasyonu yalnızca ekonomik değil, toplumsal bir mesele haline getirmektedir.
Gerçek çözüm, enflasyonu tek başına düşürmekten değil; enflasyonun yükünü adil biçimde dağıtmaktan geçmektedir. Aksi halde aynı ülkede, aynı rakamlarla ölçülen ama tamamen farklı hissedilen iki ayrı ekonomik gerçeklik var olmaya devam edecektir.