GIDA ENFLASYONU SON İKİ YILIN ZİRVESİNDE
Ocak ayı verileri, gıda enflasyonunun yeniden ekonominin en kırılgan başlıklarından biri hâline geldiğini gösteriyor. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı’nın (TEPAV) Gıda Fiyat Endeksi’ne göre aylık gıda enflasyonu yüzde 5,17 olarak hesaplandı. Bu oran, son iki yılın en sert aylık artışı anlamına geliyor. Yılın ilk ayında ortaya çıkan bu tablo, yalnızca mevsimsel dalgalanmalarla açıklanamayacak ölçüde güçlü bir fiyat baskısına işaret ediyor.
Gıda enflasyonu, yalnızca fiyat istatistiklerinden ibaret bir başlık değil. Aynı zamanda hane halkı refahını, gelir dağılımını ve toplumsal algıyı doğrudan etkileyen bir gösterge. Bu nedenle ocak ayında görülen yüksek artış, ekonomik dengeler açısından dikkatle okunması gereken bir sinyal niteliği taşıyor.
Manşet Enflasyonun Ötesinde Bir Sorun
Resmî enflasyon verilerinde yıllık oranlar gerileme eğilimi gösterirken, gıda fiyatlarında yaşanan bu sert aylık artış önemli bir çelişkiye işaret ediyor. Çünkü enflasyonla mücadelenin toplumsal algısı büyük ölçüde mutfaktaki fiyatlar üzerinden şekilleniyor. Gıdada hissedilen baskı azalmadıkça, enflasyonda “normalleşme” söylemleri karşılık bulmakta zorlanıyor.
TEPAV verileri, özellikle taze meyve ve sebze grubunda yüksek oynaklığın sürdüğünü ortaya koyuyor. Ocak ayında bazı ürünlerde dikkat çekici fiyat düşüşleri yaşanırken, bazı ürünlerde ise sert artışlar görüldü. Bu tablo, tarımda arz sürekliliği ve planlama sorunlarının hâlâ çözülemediğini bir kez daha gözler önüne seriyor.
Sebzede Çelişkili Tablo: Düşenler de Var, Fırlayanlar da
Ocak ayında taze meyve ve sebze grubunda fiyatı en hızlı düşen ürünler arasında portakal, havuç ve kuru soğan yer aldı. Bu ürünlerdeki gerileme, mevsimsel arz artışı ve önceki aylarda yaşanan aşırı fiyatlamanın kısmen geri alınmasıyla açıklanabilir.
Ancak aynı dönemde kabak, taze fasulye ve patlıcan gibi ürünlerde yaşanan dikkat çekici artışlar, piyasanın genel dengesizliğini ortaya koyuyor. Bir yanda fiyatı gerileyen ürünler, diğer yanda hızla zamlanan kalemler… Bu durum, gıda piyasasında istikrarlı bir fiyat oluşumunun hâlâ sağlanamadığını gösteriyor.
Asıl sorun, fiyat artışlarının öngörülebilir olmaktan çıkmış olması. Tüketici açısından bakıldığında, hangi ürünün ne zaman zamlanacağını kestirmek neredeyse imkânsız hâle gelmiş durumda. Bu belirsizlik, tüketim alışkanlıklarını da bozuyor.
Maliyet Baskısı Hâlâ Güçlü
Gıda enflasyonundaki yükselişin arkasında yalnızca tarla fiyatları yok. Gübre, yem, enerji, mazot ve lojistik maliyetlerindeki yüksek seviyeler, üreticinin maliyet yapısını zorlamaya devam ediyor. Özellikle enerji ve taşımacılık maliyetleri, tarladan market rafına uzanan zincirde fiyatların katlanmasına neden oluyor.
Bu noktada dikkat çeken bir başka unsur da kur geçişkenliğinin hâlâ tam olarak ortadan kalkmamış olması. İthal girdiye bağımlı bir tarım yapısı, döviz kurundaki her dalgalanmayı gıda fiyatlarına taşıyor. Dolayısıyla gıda enflasyonu, sadece tarımsal değil, makroekonomik bir sorun olarak da karşımızda duruyor.
Dar Gelirli İçin Enflasyon Hâlâ Yüksek
Gıda fiyatları, harcama sepetinde dar gelirli haneler için çok daha büyük bir paya sahip. Bu nedenle gıdada yaşanan her artış, gelir dağılımı üzerindeki baskıyı artırıyor. Ocak ayında kaydedilen yüzde 5’i aşan artış, sabit gelirli kesimler açısından ciddi bir alım gücü kaybı anlamına geliyor.
Ücret artışlarıyla telafi edilmeyen gıda enflasyonu, sosyal refah üzerinde kalıcı yaralar açıyor. Enflasyonun düşüş eğilimine girmesi tek başına yeterli değil; bu düşüşün mutfağa yansıması gerekiyor.
Politika Tarafında Yapısal Eksikler
TEPAV verilerinin işaret ettiği bir diğer önemli başlık, gıda enflasyonuyla mücadelede hâlâ ağırlıklı olarak geçici ve reaktif önlemlere başvurulması. Oysa sorun yapısal. Tarımsal üretimde planlama eksikliği, depolama ve lojistik altyapısının yetersizliği, aracılık maliyetlerinin yüksekliği ve veri şeffaflığındaki sorunlar çözülmeden kalıcı bir iyileşme sağlamak zor.
Üreticinin korunmadığı, tüketicinin de istikrarlı fiyatlara erişemediği bir yapı sürdürülebilir değil. Gıda fiyatlarında istikrar, sadece enflasyonla mücadele başlığı altında değil, aynı zamanda gıda güvenliği ve toplumsal refah meselesi olarak ele alınmalı.
Ocak Ayı Ne Söylüyor?
Ocak ayındaki yüzde 5,17’lik artış, yılın geri kalanı için temkinli olunması gerektiğini gösteriyor. Bu veri, “en zor dönemi geride bıraktık” söylemlerinin gıda tarafında henüz karşılık bulmadığını açıkça ortaya koyuyor.
Gıda enflasyonu düşmeden, enflasyonla mücadelede kalıcı başarıdan söz etmek zor. TEPAV’ın ortaya koyduğu tablo, ekonomi yönetimi açısından da güçlü bir uyarı niteliğinde: Mutfaktaki yangın sönmeden, enflasyon hikâyesi tamamlanmış sayılmaz.