SON 20 YILDA ASGARİ ÜCRET VE EMEKLİ MAAŞININ MUKAYESESİ
Türkiye’de gelir dağılımı tartışmalarının merkezinde uzun süredir iki temel gelir grubu bulunuyor: asgari ücretle çalışanlar ve emekliler. Her iki kesim de geniş toplum kesitlerini temsil etse de son yirmi yıllık süreçte bu iki gelir grubunun ekonomik sistem içindeki konumları belirgin biçimde ayrıştı. Bir dönem emekli maaşlarının asgari ücretten yüksek olduğu, emekliliğin “çalışma hayatının ödülü” olarak görüldüğü Türkiye’de bugün tablo tersine dönmüş durumda. Asgari ücret, emekli maaşlarını geride bırakırken, emekliler giderek daha derin bir gelir sıkışmasına sürükleniyor.
2000’li Yılların Başında Denge Görece Emekliden Yanaydı
2000’li yılların başında asgari ücret ile en düşük emekli maaşı arasındaki ilişki bugünkünden oldukça farklıydı. O dönemde asgari ücret, daha çok “geçici bir başlangıç ücreti” olarak görülürken, emekli maaşı çalışma hayatı boyunca ödenen primlerin karşılığı olarak daha yüksek bir gelir sunuyordu. Bir başka ifadeyle emekli olmak, gelir açısından dramatik bir düşüş anlamına gelmiyordu.
Bu dönemde emekli maaşları asgari ücrete kıyasla daha istikrarlı bir seyir izliyor, maaş artışları görece daha öngörülebilir oluyordu. Asgari ücret ise enflasyonla mücadele, işveren maliyetleri ve istihdam kaygıları arasında sıkışmış bir politika aracıydı.
Asgari Ücretin Sosyal Politika Aracına Dönüşmesi
Son yirmi yılda yaşanan en önemli kırılmalardan biri, asgari ücretin yalnızca bir ücret tabanı olmaktan çıkarak doğrudan bir sosyal politika aracı haline gelmesidir. Özellikle yüksek enflasyon dönemlerinde asgari ücret, milyonlarca çalışanın alım gücünü korumak için yılda birden fazla kez artırılan bir gelir kalemine dönüştü.
Bu süreçte asgari ücret artışları, sadece çalışanları değil, aynı zamanda işsizler, kayıt dışı çalışanlar ve hane halkının genel refahını etkileyen bir referans noktası haline geldi. Asgari ücrette yapılan her artış, toplumun geniş bir kesiminde “en azından bunun altına düşülmemeli” algısını pekiştirdi.
Buna karşılık emekli maaşları, daha teknik ve sınırlı güncelleme mekanizmalarına bağlı kaldı. Enflasyon farkı ve dönemsel zamlar, yüksek fiyat artışlarının gerisinde kalmaya başladı.
Emekli Maaşlarında Yapısal Aşınma
Emekli maaşlarının asgari ücret karşısında gerilemesinin temel nedeni yalnızca düşük zam oranları değil. Asıl mesele, emeklilik sisteminin zaman içinde geçirdiği yapısal dönüşümdür. Aylık bağlama oranlarının düşürülmesi, güncelleme katsayılarının değiştirilmesi ve prim-maaş ilişkisinin zayıflaması, yeni emekli olanların maaşlarını belirgin biçimde aşağı çekti.
Bu durum, aynı prim gününe sahip iki emekli arasında bile ciddi maaş farkları doğururken, emekliliğin “çalışma hayatı sonrası güvenli liman” olma niteliğini aşındırdı. Bugün birçok emekli, emekli olduktan sonra çalışmaya devam etmek zorunda kalıyor. Bu zorunluluk, sistemin geldiği noktayı en açık şekilde özetliyor.
Asgari Ücret – Emekli Maaşı Makasının Açılması
Son yirmi yılın sonunda ortaya çıkan tablo çarpıcıdır: Asgari ücret, en düşük emekli maaşının belirgin biçimde üzerine çıkmıştır. Dahası, bu fark yalnızca nominal değil, reel olarak da açılmaktadır. Asgari ücrette yapılan artışlar çoğu zaman enflasyonun üzerinde seyrederken, emekli maaşları çoğunlukla enflasyonu telafi etmeye bile yetmemektedir.
Bu durum, sosyal adalet açısından önemli bir tartışmayı beraberinde getiriyor. Uzun yıllar çalışmış, prim ödemiş ve sistemin finansmanına katkıda bulunmuş emeklilerin, çalışma hayatına yeni başlamış bir asgari ücretliden daha düşük gelire mahkûm edilmesi, toplumsal sözleşmenin sorgulanmasına yol açıyor.
Gelir Hiyerarşisinin Tersyüz Olması
Normal şartlarda bir ekonomide gelir hiyerarşisi, deneyim ve kıdem arttıkça gelirin de artmasını bekler. Ancak Türkiye’de son yirmi yılda bu hiyerarşi tersine dönmüştür. Asgari ücret, fiilen “ortalama ücret” seviyesine yaklaşırken, emekli maaşı hızla taban gelire dönüşmüştür.
Bu tersyüz olma hali, yalnızca emeklileri değil, çalışanları da dolaylı olarak etkilemektedir. Çünkü bugün çalışan bir birey, yarın emekli olduğunda ciddi bir gelir kaybı yaşayacağını bilmektedir. Bu beklenti, sistemin sürdürülebilirliğine olan güveni zayıflatmaktadır.
Toplumsal Sonuçlar ve Yeni Yoksulluk Biçimi
Asgari ücretle çalışanlar da geçim sıkıntısı yaşasa da emekliler için tablo daha ağırdır. Çalışma imkânı sınırlı, sağlık harcamaları yüksek ve gelir artırma olasılığı düşük olan emekliler, son yıllarda “yeni yoksulluk” kategorisinin merkezine yerleşmiştir.
Emekli maaşlarının asgari ücretin gerisinde kalması, yaşlı yoksulluğunu yapısal bir sorun haline getirmiştir. Bu durum, sosyal yardımların yaygınlaşmasına ve emeklilerin giderek daha fazla destek mekanizmasına bağımlı hale gelmesine yol açmaktadır.
Sonuç: Emeklilik Yeniden Tanımlanmak Zorunda
Son yirmi yılın asgari ücret–emekli maaşı mukayesesi, Türkiye’de gelir politikalarının yönünü açıkça ortaya koyuyor. Asgari ücret, aktif çalışma hayatını korumaya yönelik güçlü bir araç haline gelirken, emeklilik sistemi bu dönüşüme ayak uyduramamıştır.
Gelinen noktada temel soru şudur: Emeklilik, artık geçim sağlayan bir gelir mi yoksa yalnızca sembolik bir ödeme mi olacaktır? Bu soruya verilecek yanıt, yalnızca emeklilerin değil, bugün çalışan milyonların da geleceğini belirleyecektir.
Eğer emekli maaşları yeniden asgari ücretle anlamlı bir ilişki kuramazsa, emeklilik kavramı toplum nezdinde hızla değer kaybetmeye devam edecektir. Bu da sosyal devlet anlayışının en temel dayanaklarından birinin aşınması anlamına gelir.