Türkiye tarımı konuşulurken çoğu zaman duygular öne çıkar; kuraklık, don, mazot fiyatı, ithalat tartışmaları… Oysa masanın üzerinde sessiz ama çok güçlü bir tanık durur: TÜİK tarım verileri. Bu veriler doğru okunduğunda, tarladaki gerçeği süslemeden anlatır.
TÜİK’in bitkisel üretim istatistiklerine baktığımızda ilk dikkat çeken unsur, ekim alanlarındaki daralmadır. Buğdaydan bakliyata, birçok üründe üretim miktarı zaman zaman artıyor gibi görünse de ekilen alan küçülüyor. Bu tablo bize şunu söylüyor: Çiftçi daha az alanda, daha fazla girdiyle üretmeye zorlanıyor. Verim artışı bir başarı gibi sunulsa da, aslında bu durum tarımın giderek daha pahalı ve riskli hale geldiğinin göstergesi.
Hayvansal üretim verileri ise başka bir kırılganlığı ortaya koyuyor. Hayvan sayısındaki dalgalanmalar, özellikle küçük aile işletmelerinin sektörden çekildiğini işaret ediyor. TÜİK rakamları, hayvancılığın artık sabır değil, sermaye işi haline geldiğini açıkça ortaya koyuyor. Yem fiyatları artarken üreticinin sattığı süt ve et fiyatı aynı hızla yükselmiyorsa, sonuç kaçınılmaz oluyor: ahırlar boşalıyor.
Asıl çarpıcı tablo ise Tarımsal Girdi Fiyat Endeksi ile Tarımsal Üretici Fiyat Endeksi yan yana konulduğunda ortaya çıkıyor. Gübre, mazot, yem ve tohum fiyatları hızla artarken, üreticinin ürününü satarken elde ettiği gelir aynı oranda yükselmiyor. Kâğıt üzerinde üretici kazanıyor gibi görünse de, gerçekte çiftçi enflasyonun altında eziliyor. TÜİK’in rakamları bize üretimin sürdüğünü ama refahın azaldığını söylüyor.
Bir diğer sessiz alarm ise tarımda çalışan nüfus verilerinde çalıyor. Çiftçinin yaşı yükseliyor, gençler tarladan uzaklaşıyor. Tarım, gelecek vaat eden bir sektör değil; geçici bir mecburiyet alanı olarak görülüyor. Bu durum, bugün değilse bile yarın gıda arzı açısından ciddi riskler barındırıyor.
Sonuç olarak TÜİK tarım verileri, Türkiye’nin üretim gücünü değil, üretim yükünü anlatıyor. Sorun toprağın verimsizliği değil; planlamanın, maliyet yönetiminin ve uzun vadeli tarım politikasının eksikliği. Rakamlar yalan söylemez; sadece dinlemek gerekir.
Tarım hâlâ ayakta ama yorulmuş durumda. TÜİK verileri, bu yorgunluğun artık istatistiklere sığmayacak kadar belirgin hale geldiğini gösteriyor. Şimdi asıl soru şu: Bu rakamlar sadece raporlarda mı kalacak, yoksa gerçek bir tarım politikasının başlangıç noktası mı olacak?
Zehra Bilici
Toplumsal analizleri ve özgün bakış açısıyla ajansımızın vizyoner kalemlerinden biri.
Tüm Makaleleri Görüntüle