Bulunduğumuz bölge gerçekten de her an bir cereyanın olduğu bir yer. Bu bağlamda, milli savunma açısından teyakkuz hâlinde bulunmak durumundayız.
İRAN…
İran’da günlerdir… Sokaklarda protestolar düzenleniyor. Yine, rejim acımasızca vatandaşlarını bu sokak gösterilerinde öldürdü. Zaten İran-İsrail geriliminin varlığı, bölgede bir muamma iken, İran ekonomisinin daha doğrusu İran parasının birden değer kaybetmesiyle başlayan sokak eylemleri, bu gerginliği şimdilik perdelemiş olsa da uyuyan bir hâl aldı.
SURİYE…
Suriye’de de PYD-YPG güçlerinin Suriye ordusuyla çatışması, içeride yürüttüğümüz “terörsüz Türkiye” ve “terörsüz bölge” süreci açısından bir handikap. PKK terör örgütünün Türkiye’de “silah bıraktığını” açıklamasından sonra örgüt militanlarının sınırlarımız dışına çıkmaları… Yine bu sürdürülen süreç oluşumunun toplumumuzda yeterince bir kanı oluşturamamış olması; ne olursa olsun hâlen bir şeffaflık yok bu oluşumda. Günlerdir bir toplantı yapılıyor, ama nihayete ulaşmak açısından henüz bir irade de oluşamadı.
EMPERYALİZM… VAHŞİ KAPİTALİZM…
Öte yandan Amerika Birleşik Devletleri ile İsrail’in dünyadaki diğer milletlere saygı göstermeyen hareketleri, özellikle İsrail’in fütursuzca Filistin topraklarına saldırması ve Filistinlileri katletmeleri, bu iki devletin “haydut” devlet olarak anılmalarına neden oluyor. Uluslararası hukuk ve teamüllerin bu iki devlet tarafından “yok sayılması”, öte yandan işlerine geldiğinde “demokrasi”, “insan hak ve hürriyetleri”, hukuk gibi yaldızlı kavramlarla ulus devletlerin üzerlerine çökmeleri…
Gerçekten de ABD Başkanı Trump’ın kendisine Grönland ile ilgili yöneltilen bir soruya verdiği şu cevap bile… Bizleri diken üzerinde tutmaya yeter:
“Evet, bir şey var; kendi ahlâkım, kendi aklım. Beni durdurabilecek tek şey bu. Uluslararası hukuka ihtiyacım yok.”
Görüyorsunuz değil mi?
Dünyaya kimler yön vermek istiyor!