Türkiye’mizin konumlandığı coğrafyada ve bu coğrafyaya öyle ya da böyle eklemlenen mahallerde karışıklık devam etmekte.
Özellikle…
Amerika Birleşik Devletleri’nin ve İsrail’in kendi hedefleri doğrultusunda ve emperyalizmin nihai erekleri doğrultusunda, kendi topraklarından uzak yerlerde “ulus devletleri” kâh müdahaleler ile kâh dolaylı yollardan etkileyerek “terbiye” etmeye çalışmaları…
Artık başların kuma gömülerek görmezden gelinecek bir durum değil. Emperyalist devletlerin senelerce dünya kamuoylarını “beklenti” ve “algılarla” oynayarak istenilen yapıya büründürme çabaları, dijitalleşmenin baş döndürücü bir hızda yaşandığı çağımızda kâr etmiyor. Senelerce, bu emperyalist kapitalist devletler, “kendileri gibi olmayan”, “kendilerine benzemeyen” ülkeleri, çıbanbaşı olarak dünyaya gösterdiler. Yine bu ülkeleri “şeytanlaştırdılar”! Amerika Birleşik Devletleri’nin Irak’ta ve Afganistan’da icra ettiği tüm operasyonlar, esasında “perdeleme amacının” yansımasıydı.
Senelerce… Batı toplumlarına… Yine, dünyanın geri kalanına, ellerinde tuttukları medya gücü ile bir “ANLATI” sundular. İslam ve Müslüman insanlar üzerinden “öteki” ve “düşman” tipolojileri inşa ettiler. Bahsettiğim üzere, devasa medya güçleriyle algılarla oynayarak, öncelikle Afganistan, sonra da Irak “işgal” edildi. SADDAM HÜSEYİN canavarlaştırılarak, Batı toplumlarının önüne atıldı. Uydurma belgelerle ve raporlarla Saddam Hüseyin’in elinde kimyasal silah olduğu lanse edildi ki, buraya çökmenin altyapısı oluşturulabilsin.
Ne yapmak gerekiyor? Amerika Birleşik Devletleri’nin emperyal hırslarının ve bitmek bilmeyen amaçlarının dizginlenmesi bugünkü üst örgütlerle mümkün mü? Zaten meseleler burada başlıyor… Kendi çıkarları ön planda olduğunda hiçbir şeyden vazgeçmeyen Batı yakası, daha doğrusu Batı Avrupa ülkeleri, sözümona kendilerinden dinî ve birliktelik olarak uzak ülkeler söz konusu olduğunda, tüm ikirciklikleri sergilemekteler.
* * *
Şimdi bakıyoruz… AB’nin ağır topları devletler/ülkeler, ABD’nin hiçbir kural tanımayan ve uluslararası teamülleri yerle yeksan eden politika ve harekâtlarına duyarsız kalamadılar… Sonuçta, kendilerinden uzak mahallerde icra edilen operasyonlarda ses çıkarmayan “medeni” Avrupalılar, tehlike, baskı, hukuksuzluk yanı başlarına geldiğinde, bazı şeylerin farkına vardılar. Bu bağlamda, ABD olsun, AB’nin özgül ağırlıkları olan ülkeleri olsun; savaş, çatışma, ilhak operasyonları kendi topraklarından, sınırlarından uzak olduğunda ses çıkarmazken… Şimdilerde, ABD’nin sınır tanımayan fütursuzca hareketleri indinde, ses çıkarmaya başladılar. Bu vatandaşlar bağlamında da böyleydi sanırım. Trump’ın Grönland’ı ilhak etmeye yönelik söylemleri, sonra burada yaşayan insanlara “para teklif”etmesi, zaten ayrı bir politik ahlâksızlığı gündeme getirdi: Emperyalist kapitalist düzen için tek geçer akçe, amaca giden yolda her şey “mubahtır”. Yine, Trump’ın geçenlerde ikrar ettiği, uluslararası hukuk beni bağlamaz, cümlesi artık Avrupa yakasında da külahları çıkarıp düşünmeye vesile oldu.
Bugünlerde yine gazetelerde okuyoruz… ABD ve Trump’ın İran’ı vurmaya yönelik planlarının hangi aşamada olduğunu… Amerika Birleşik Devletleri, İran’a operasyon için deniz altısını buraya göndermiş. Öte yandan, hâlen diplomasiye kapı aralamaya yönelik çabalar sürmekte. Esasında, burada önemli olan dünya kamuoylarının, ABD’nin sırf kendi çıkarları ve hedefleri için hiçbir ahlâki kriterleri gözetmeyen davranışlarını kesin bir dille kınaması gerektiğidir. Gerçi ABD dışındaki ülkeler, Amerika’nın gerçekleştirdiği operasyonlara sadece sözsel tepki vermenin dışına çıkamıyor. Bu bağlamda, şer ekseni ilan ettikleri ülkelere yönelik davranışlarındaki riyakârlıklar, görmezden gelinemez. Irak ve Afganistan’da sergilenen riyakârlıklar, bu aşamada İran’a yapılması beklenti hâlinde tutulacak operasyonlarda sergilenmemelidir. Dünya uluslarının geldiği düzey ve aşamalar göz önüne alındığında, pekâlâ hiçbir ülke, toplum, ve aklıbaşındaki bir birey-yurttaş, gezegenimizde yeniden ne bir dünya savaşının çıkmasını ne de huzurunun bozulmasını ister. Bu bağlamda, gelir ve servet dağılımının küresel ölçütlerde bozulduğu dikkate alındığında, toplumsal huzurların bozulması, çalışma barışlarının zedelenmesi, siyasal rejimlerin akamete uğratılarak iç savaş beklentilerinin taze tutulması; hiçbir şekilde yaşlı ve kadim dünyamızın varlığını sürdürmesi veçhesinde hiçbirimize getirim sağlamayacaktır.