Acaba diyorum, sayılar değişince…
Mesela… 2025 yerine 2026 yazınca, biranda Türkiye’de ve dünyada devam eden olumsuzluklar ve sorunlar sonlanacak ya da çözümlenecek mi?
Tarih sayfalarında 2026 yazmasının ehemmiyeti ne olabilir ki? Esasında, 2024 yılından 2025 yılına geçerken de aynı dilek ve beklentiler vardı içimizde… 2025 yılı da “yepyeni” bir yıl idi.
Ama… Baktığımız zaman, 2025 yılı çok mu “iç açıcı” geçti? Neler kazandık neler kaybettik? Esasında, ülkemiz ve bölgemiz sürekli bir türbülans içinde kaldı; hem siyasal hem de ekonomik olarak.
Biliyorum… Beklentiler ve umutlar, hep klasik ve klişe… Sağlık, huzur, bolluk ve bereket… E tamam da ne var bunda, diyeceksiniz, evet zaten ölümlü bir varlık olan insanoğlunun bir parça sağlık ve huzurdan daha fazlasına gereksinimi var mı?
Biliyorum… Yılbaşında yapılacak rutinlerde de… Kendimizce uğur sayılacak totemsel davranışlarda da… Hep dileklerimiz “daha iyiye” ve “daha bolluk ve berekete” dair olacak.
Baktığımızda ve gördüğümüz 2025 için…
Yoksulluk, yoksunluk… Gelir ve servet dağılımının dar gelirler aleyhine gittikçe bozulması… Zenginin daha zengin olduğu, yoksulun daha da yoksullaştığı bir 2025 yılıydı. Neden derseniz, ülkemizde soyut kavramlar olan “demokrasi” ve “hukuk devleti”, zenginleşmenin ve ileri medeniyet olmanın motor gücü de ondan. Ama baktığımızda, 2025 yılında sürekli sindirme operasyonlarına ve hukuk devletinin paspas edildiği vakalara şahitlik ettik.
Bu bağlamda, yeni yılda hep dileklerimiz iyi olmak ve zenginleşme üzerine oluyor. Emeklinin de emekçinin de ve öğrencilerin de beklentileri daha çok “ekonomik tabanlı” oluyor…
2025 yılına göre gönenç içinde olmak ve huzurlu bir ortamda hayatlarımızı sürdürmek.
Ama bunun da güçlü ve toplumdan yana izlenen siyasetlerle ve politikaları izleyecek güçlü ve kararlı bir “siyasal irade” ile olacağı da su götürmez bir hakikat.
Beklentisiz ve hayalsiz bir yaşam da tuzu ve biberi olmayan yemek gibidir… Şu dünyada “ümit- ümit etmek” gibi efsunlu bir kavram daha var mı?