Türkiye’nin dış ticarette kalıcı bir başarı yakalaması, yalnızca ihracat rakamlarını artırmaktan ibaret değil; aynı zamanda akılcı, sürdürülebilir ve stratejik bir vizyon ortaya koymayı gerektiriyor. İşte tam bu noktada Dış Yönder Derneği tarafından hazırlanan “Sürdürülebilir Dış Ticaret Fazlası Veren Türkiye Vizyonu – Sonuç Raporu” büyük bir boşluğu dolduruyor.
Bu çalışma, masa başında yazılmış bir teknik metin değil; sahadan, reel sektörün içinden, uygulamaya dönük bir yol haritası. Dış Yönder, 2025 yılı boyunca yürüttüğü analizlerle; gümrük süreçlerinden ithalat politikalarına, dijitalleşmeden Gümrük Birliği’ne kadar birçok kritik başlıkta somut öneriler geliştirdi. En önemlisi ise, bu vizyonun 2026 yılında da aynı kararlılıkla devam ettirileceğini açıkça ortaya koydu. Bu süreklilik, Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şeyin bir “geçici tartışma” değil, kurumsallaşmış bir stratejik akıl olduğunu hatırlatıyor.
Raporda öne çıkan öneriler; dijitalleşmeyle gümrük süreçlerinin hızlandırılması, üretim ve ihracatı destekleyen ithalatın ayrıştırılması, gereksiz maliyetlerin azaltılması ve Gümrük Birliği’ndeki yapısal sorunların diplomatik düzeyde ele alınması gibi kritik alanlara odaklanıyor. Bu yaklaşım, dış ticareti yalnızca sayılar üzerinden değil, değer zinciri ve rekabet kapasitesi üzerinden okuyan güçlü bir perspektif sunuyor.
Bu vizyonun oluşmasında, derneğin yürüttüğü kolektif çalışmanın büyük payı var. Başta Dış Yönder Derneği Başkanı Dr. Hakan Çınar olmak üzere, emeği geçen tüm üyeler, uzmanlar ve sektör temsilcileri; Türkiye’nin geleceğine yönelik sorumluluk alan bir duruş sergiliyor. Ülkemizin dış ticarette daha güçlü, daha dirençli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşması için gösterdikleri katkı, takdire şayan.
Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan tam da budur:
Kısa vadeli çözümler değil,
uzun vadeli, akılcı ve kurumsal bir dış ticaret vizyonu.
Dış Yönder’in ortaya koyduğu bu çalışma, yalnızca bir rapor değil;
Türkiye’nin dış ticaret politikalarına yön veren stratejik bir rehberdir.
Ve bu vizyon, doğru sahiplenildiği takdirde, Türkiye’yi kalıcı dış ticaret fazlası veren bir ekonomi hedefine hiç olmadığı kadar yaklaştıracaktır.