Duygu Terzioğlu
Editoryal
17 Ocak 2026

Suç işlerken yetişkin, ceza alırken çocuk mu?

Yazar Duygu Terzioğlu
Tüm Arşivi Gör

15 yaşındaki bir çocuğun cebinde sustalı ne arar?

Bu soruyu sormadan hiçbir “adalet”, hiçbir “toplumsal analiz” samimi olamaz.

Çünkü sustalı bir eşya değildir; bir zihniyetin sonucudur. O bıçak, bir çocuğun cebine kendi kendine girmez. Ona biri —ya ailesi, ya sokak, ya da yetiştiği toplum kesimi— şunu öğretmiştir:

“Kendini korumak için sert olmalısın. Güçlü görünmezsen yok olursun.”

Bu noktada artık masumiyet romantizmini bırakmak zorundayız. 15 yaşındaki bir çocuğun silah taşıması, “yaramazlık” değil; toplumsal alarmdır.

Bugün bu ülkede tuhaf bir çelişkiyle karşı karşıyayız:

Suçu işlerken bilinçli,

sonucunu öngörebilecek kadar farkında,

ama cezaya gelince “çocuk”.

Hukukta yaş indirimi, gelişimsel eksiklik varsayımına dayanır. Doğrudur.

Ama sorulması gereken soru şudur:

Silah taşımanın, bıçak çekmenin, can almanın ne olduğunu bilen biri gerçekten sonuçları kavrayamıyor mu?

Toplumun adalet duygusu tam da burada paramparça oluyor. İnsanlar “hukuk”a değil, boşluklara güvenmeye başlıyor. Ve her boşluk, yeni bir suçu cesaretlendiriyor.

Bir diğer rahatsız edici gerçek ise neredeyse hiç konuşulmuyor:

Öldürülen çocukların “güzel” olması.

Evet, bunu söylemek zor ama doğru.

Bu çocuk ölümlerine dayalı suçlar biraz da estetik kodlarla ölçüyor gibi....

Güzel yüz, temiz bakış, “umut vadeden” beden…

Bu çocuklar öldüğünde herkes sarsılıyor.

Ama yoksul, problemli, “zor çocuklar” öldüğünde aynı sessizlik hâkim.

Bu ne demek biliyor musunuz?

Toplum olarak şunu söylüyoruz:

“Bazı çocuklar daha fazla yaşama hakkına sahip.”

Bu, sessiz ama çok tehlikeli bir ayrımcılıktır.

Fail de çocuk, kurban da çocuksa…

Asıl suçlu kim?

Bu sorunun cevabı tek bir kişide değil.

Asıl sorumlular:

Görmek istemeyen aileler

Değer değil, sadece sınav öğreten okullar

Şiddeti reytinge dönüştüren medya

Caydırıcılığı tartışmalı bir adalet sistemi

Ve “Bana dokunmayan yılan” diyen bizler

Bir çocuk, kendini savunmak için cebine bıçak koyuyorsa;

diğer çocuk, bir anlık öfkenin kurbanı oluyorsa;

burada bireysel suçtan değil, toplumsal iflastan söz ederiz.

Bu olaylar bize şunu söylüyor:

Biz çocukları ya çok erken büyütüyoruz

ya da hiç büyütmüyoruz.

Erken büyüyen çocuk, duygusunu tanımadan gücü öğreniyor.

Büyümesine izin verilmeyen çocuk ise öfkesini yönetemiyor.

Sonuçta:

Birinin cebinde sustalı,

diğerinin mezar taşında fotoğraf…

Bu yazı bir “öfke” yazısı değil.

Bu bir yüzleşme çağrısı.

Çünkü gerçek şu:

Bir toplum, çocuklarını koruyamıyorsa;

ne yasaları yeterlidir,

ne cezaları,

ne de vicdanı.

Ve en acı olanı şudur:

Bugün sustalı taşıyan çocuk,

yarın mezarına çiçek bıraktığımız bir başka çocuğun faili olabilir.

Bu döngüyü kırmazsak,

hepimiz biraz suç ortağıyız

Duygu Terzioğlu

Toplumsal analizleri ve özgün bakış açısıyla ajansımızın vizyoner kalemlerinden biri.

Tüm Makaleleri Görüntüle